KANDİYE'NİN FETHİ VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI NURİ ADIYEKE-Türk Tarih Kongresi Bildiriler

Girit ile ilgili Raporlar ve İnfo Grafikler Bildiriler
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6569
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

KANDİYE'NİN FETHİ VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI NURİ ADIYEKE-Türk Tarih Kongresi Bildiriler

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 23 Eyl 2019, 18:35

GİRİT SEFERİNE KONULAN NOKTA:
KANDİYE'NİN FETHİ VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI
NURİ ADIYEKE



GİRİT SEFERİNE KONULAN NOKTA:

KANDİYE'NİN FETHİ VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI

NURİ ADIYEKE

Girit Adası, Osmanlı topraklarına en geç katılan yerlerden birisidir. Ada'nın alındığı 1669 yılından sonra Osmanlı, Orta Avrupa'da daha az kalıcı ve kısa süre elinde tutabildiği yerler almıştır.

Girit Adası'nın Osmanlı topraklarına hemen hemen en son katılan yerlerden birisi olmasının ötesinde, küçük bir kara parçası olan adanın fethinin 25 yıla yakın bir süre alması da kayda değer bir özelliktir. 1645 yılında başlayan sefer1 çok kanlı çatışmalara sahne oldu. Bu savaşlar sırasında, Mustafa Nuri Paşa'nın deyimi ile "Girit Adası adeta Osmanlı İmparatorluğu'nun savaş talimhanesi durumuna geldi."2 Suda, İsperlanka ve Granbosa hariç Ada, 1669 Eylülü'nde Osmanlı yönetimine girdi. 1715 yılında Damat Ali Paşa'nın, Mora seferi sırasında bu kaleler ve kentler de Osmanlı topraklarına katılmış ve Girit tamamen bir Osmanlı vilayeti olmuştur.

Girit adas ı, Akdeniz egemenliği için çok önemli bir noktadadır. Akdeniz ticaret yolu üzerinde Girit en önemli istasyonlardan biridir3. Akdeniz egemenliği peşinde koşan Osmanlı için Girit'in önemi açıktı. Akdeniz'de sürekli bir egemenlik kurmaya çalışan Osmanlı Devleti'nin Girit Adası'n ı ancak XVII. yüzyılda ele geçirmesi üzerinde durulması gereken bir konudur. Ancak bu durum Osmanlı İmparatorluğu'nun Girit'e yönelik bir politikasının olmadığı anlamına da gelmez.

Osmanlı İmparatorluğu'nun Akdeniz politikası, Girit'in sahibi olan Venedikliler için de çok önemli idi. Zira, Girit'in akibeti Venediklilerin Akdeniz'deki egemenlikleri için de aynı derecede önemli idi. Adeta, Ada'nın geleceği ile Venedik'in geleceği özdeşleşmişti4. Dolayısıyla Venedikliler için de Ada, her ne olursa olsun kaybedilmemesi gereken bir üstü.

Girit savaşları son tahlilde Venedikliler için bir ölüm kalım mücadelesi, Osmanlılar için de bir namus meselesi haline geldi. Zira 25 yıl süren savaşta iki taraf da olanca gücünü ortaya koydu. Hele Ada fethinin anahtarı olan Kandiye Kalesi muhasarası son ikibuçuk yıl yaz ve kış aralıksız sürmüştür. Bu sırada Evliya Çelebi'nin deyimi ile "adem kanı değil, adem canı ırmak gibi akdı."5 Bunun yanı sıra Girit savaşları ekonomik ve toplumsal açıdan çok ciddi zorlukları Osmanlı toplumuna yıkmıştır. Bu çerçevede toplumda yaşanan bu olay, önemine müsavi bir yankı bulmuştur. Örneğin, Fazıl Ahmet Paşa'nın Kandiye'yi muhasarası sırasında, vezirin başarılı olması için Şam'da günlerce

süren çok büyük ve gösterişli dualar yapılmış, halkın çok büyük bir kısmı da bu dualara katılmıştır6.

25 yıl süren bu savaş sırasında Osmanlı ekonomisi adeta yıkıma uğradı. Gerek bütçede ortaya çıkan denge sorunları, gerekse de tımar sahiplerinin topraklarının başından ayrılması ile üretimde ortaya çıkan düşüş önemli sorunlar doğurdu. Çeyrek asır süren bu savaş ayrıca Ada ticareti için de büyük bir durgunluk dönemi oluşturdu7. Hele, Venedik donanmasının Çanakkale Boğazı'nı ablukaya alması sonucunda İstanbul'da yiyecek sıkıntısının ortaya çıkması yönetimden başka halkı da derinden etkiledi.



1 Bu konuda bkz. Solakzade Mehmed Hemdemi,Tarih-i Solakzade, İstanbul, 1297, s. 773; Müneccimbaşı Derviş Ahmed, Sahaifü'l-Ahbar, c.III, İstanbul, 1285, s. 684; Katip Çelebi, Fezleke, c.II, İstanbul, 1287, s. 242; Mustafa Naima,Tarih-i Naima, c.IV, İstanbul, 1280, s. 123.

2 Mustafa Nuri Paşa, Netayic ül-Vukuat, c.I, (Yay. Haz. Neşet Çağatay), Ankara, 1979, s.246.

3 Fernand Braudel, II. Felipe Dönemi'nde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, c.I, Ankara, 1993, s.88; W. Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, (Çev. E. Ziya Karal), Ankara, 1975, s. 307, 308.

4 Ekkehard Eickhoff, "Denizcilik Tarihinde Kandiye Muharebeleri", Atatürk Konferansları, c.II, Ankara,1970, s.149.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6569
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: KANDİYE'NİN FETHİ VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI NURİ ADIYEKE-Türk Tarih Kongresi Bildiriler

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 23 Eyl 2019, 18:46

Stratejik ve psikolojik açıdan böylesine önem kazanan bu savaş, bittikten sonra da benzeri bir tepkiyle karşılandı. Girit savaşlarıyla ve Kandiye'nin fethiyle ilgili olarak çok sayıda fetihname, gazavatname özelliği gösteren kitap yazıldığı gibi, bu olay diğer yazım türlerinde de geniş bir yankı buldu.

Girit savaşları ve fethi üç yazım türünde kendisini gösterdi. Bunların ilki halk edebiyatında ortaya çıktı. Bu tür, Girit savaşlarında çekilen zorlukları (özellikle askerlerin cephede çektiklerini) anlatan halk ozanlarının şiirlerinde kendisini gösterdi. Bu yazım türü Girit savaşları sırasında başladı. Şair Aşık, Üsküdari, Seyyahi ve Keşfi gibi şairler bu savaşın zorluklarını ve çekilen sıkıntıları yalın bir dille anlattılar.

Seyyahi: "Girid'de olan kulun halin (y)aman

Lutfundan sual eder bil padişahım

Hüda'ya kalmıştır işimiz heman

Gayet mukadderdir hal padişahım"diye yakınmaktadır.

Garip Aşık: "Ağalar beğler zulüm değil mi bize

Demirden yayımız çekilmez oldu

Kanlar da saçarlar yaralı dağlar

Gözlerimiz kandan açılmaz oldu

Şol yer neler eder dünde bugünde

Mevlam fırsat versün bize sonunda

Yıkılası Kandiye'nin önünde
Şehidler mezarından geçilmez oldu"

demektedir. Bu şiirde, Kandiye önünde kırılışın verdiği ıztırabı dinliyoruz. Bu sözler savaşa değil savaşı idare edenleredir. Kızgınlık da yöneticileredir8. Bu yakınmalardan başka kahramanlıkları anlatan şiirler de önemli bir yer tutmaktadır.

"Girid defterleri irsal olundu

Hakk-ı izzetinle bil padişahım


5 Evliya Çelebi, Seyahatname, c.VIII, İstanbul, 1928, s. 412.

6 Andre Raymond, "Arap Eyaletleri (XVI-XVII. Yüzyıllar)", Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, c.I, (Yayına hazırlayan: Robert Mantran), İstanbul, 1995, s. 444.
7 Albert C. Wood, A History of the Levant Company, c. III, 1964, s. 73.

8 Nihat Sami Banarlı, "Halk Şairlerinde Girit Savaşı ve Şair Aşık Hakkında Notlar", Ülkü, sayı 56, c.X, (Birinci Teşrin 1937), s.139.


KANDİYE'NİN FETHİ 3

Cümle adüvlerin bağrı delindi

Sen gül gibi açıl ey padişahım
Garib Aşık bunu böyle der idi
Kalmayub düşmanın bağrı eridi
Bin elli beşinde aldık Girid'i
Gayet mübarekdür hal padişahım."
"Sadr-ı azam hazretleri bahadır
Girid ceziresin aldı cengile
Lutf-u ihsan edüb melikü'l-kadir
Kalasını yıktı tob tüfengile."9

Bu şiirlerde ve türkülerde Girid zaferi, halk dili ile söylendiği için bir kat daha güzelleşen ve büyükleşen kahramanlık destanı şeklinde ifade edilmektedir10. Sonuçta 1080 tarihinde Kandiye alınır.

"Kullara bu bir gazadır vasfı hiç gelmez dile
Sene bin seksanda feth olundu Kandiye hele"11.

Halk edebiyatı türünün dışında döneminde gazel türü eserler de yazılmıştır. 1817 tarihli, Tarih-i İ kritis adlı kitapta, Girit'in fethi ile ilgili çok sayıda gazele de rastlanmaktadır12.

İkinci olarak dönemin resmi ve resmi olmayan çağdaşı tarih yazarlarının eserlerinde Girit'in fethi geniş bir yer buldu. Bunların başında Evliya Çelebi gelir. Seyahatname'nin VIII. cildinin çok büyük bir kısmı Kandiye seferine ayrılmıştır. Evliya Çelebi'nin bizzat bu sefere katıldığı göz önünde tutulursa13 verdiği bilgilerin -kimi zaman bir hayli mübalağalı da olsa- ne kadar değerli olduğu anlaşılır. Bu konuyu aktaran ikinci tarihçi Raşid'dir. Tarih-i Raşid'in ilk cildinde Kandiye seferi ile ilgili çok önemli bilgiler vardır. Raşid'in kitabında, "Kandiye Seferinin Ahvalini Beyan Eder" bir bölüm de mevcuttur. Raşid'in resmi vakanüvist olduğu düşünülürse, onun resmi belgeleri inceleyebildiği ve olaylardan merkez bakışı ile bilgi aktardığı görülür. Üçüncü ve son tarihçi, Fındıklılı Silahdar Mehmed Ağa'dır. Silahdar Tarihi'nin de ilk cildinde Kandiye Seferi'ne büyük bir yer ayrılmıştır. Bu kitabın konumuz açısından özelliği aşağıda üzerinde duracağımız fetihnamelerle çok büyük benzerlikler içermesidir. Silahdar Tarihi'nde ve Kandiye fetihnamesinde olaydizimler birçok kez aynen devam etmektedir. Bazan birkaç sayfalık metin her iki kitapta aynen takip edilmektedir. Silahdar Mehmed Ağa çok büyük bir ihtimalle, bu anonim fetihnameyi kullanmıştır.



9 İlk şiir hariç şiirler Banarlı'nın adı geçen makalesinden alınmıştır.

10 Banarlı, a.g.m., s.141.
11 Tarih-i İkritis, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Yazma no: TY. 2536.
12 Bu kitapta iki adet Kandiye için gazel (varak 336 b/340 b), iki adet Sfakya için gazel bulunmaktadır.(v.343 a/344 b) Aynı kitapta beş adet "Türkü-yü Kandiye" (v.341 a/347 b arası muhtelif sayfalar), bir adet Hanya (v.344 b/ 345 a) ve birçok yerde daha yazılan Gazi Hüseyin Paşa Türküsü (v. 347 a ve b) bulunmaktadır. Tarih-i İkritis.

13 Stanford Shaw, Evliya Çelebi'nin Girit seferine katılmadığını ve seyahatnamesinde bu seferi başkalarından edindiği bilgilerle yazdığını söylemektedir. Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, c.I, (çev: Mehmet Harmancı), İstanbul, 1982, s. 385. Fakat, Shaw Evliya Çelebi'nin son Kandiye Seferi'ne katılıp katılmadığından emin değildir. s. 386; M. Cavit Baysun ise Çelebi'nin Kandiye Seferi'ne katıldığını belirtirir. İslâm Ansiklopedisi, "Evliya Çelebi" maddesi.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6569
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: KANDİYE'NİN FETHİ VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI NURİ ADIYEKE-Türk Tarih Kongresi Bildiriler

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 23 Eyl 2019, 18:51

4 NURİ ADIYEKE

Üçüncü tür, Girit'in ve Kandiye'nin fethiyle ilgili yazılan fetihname ve gazavatname tarzındaki eserlerdir. Osmanlı tarih yazımında fetihname ve gazavatname türü eserler eski dönemlerden beri geniş bir kullan ım alanına sahiptir. Özellikle genişleme politikasının başarı ile uygulandığı dönemlerde bu yazım türü, hem resmi söylemin ifadesi hem de bunun halka aktarımı şeklinde kullan ılıyordu. Ne varki fetihlerin azalması ile bu tür de daha az kullanılmaya başlandı. Girit savaşları ile gelen başarı hem bu tür yazımda bir patlama oluşturmuş, hem de sistem bu yazım ile başarısını halka sunabileceği bir propaganda yöntemini tekrar kullanmaya başlamıştır. Gerçekten de incelendiğ i zaman Girit'in fethine ait yazılan eser sayısının bir hayli fazla olduğu görülür. Bu konuda Rodos'un fethi ilgi çekmiştir ve çok sayıda fetihname türü eser yazılmıştır 14. Bu durum çağdaş tarihçilerin de dikkatini çekmiştir15. Örneğ in, Rodos'un fethiyle ilgili geniş yazıma koşut Kıbrıs'ın fethiyle ilgili böylesine bir geniş yazım göze çarpmaz16. Bir başka göz önünde tutulması gereken konu, Rodos'ta, Kıbrıs'ta Osmanlı'nın güçlü olduğu dönemlerde fethedilmiştir. Girit Adası ise yukarıda da belirtildiği gibi, yayılmanın durduğu bir dö-nemde ve büyük zorluklarla alınmıştır.

Girit ve Kandiye'nin fethi ile ilgili farklı sayıda ve nitelikte fetihname ve gaza-vatname türü eserler yazılmıştır. Girit savaşının başlaması ile Girit Fethi Tarihi'nden sonra17, Hanya fethinin anlatıldığı Fütuhat-ı Hanya, Kaptan-ı derya Yusuf Paşa'nın Girit savaşlarının anlatıldığı Tevarih-i Cezire -i Girid Sene 1055 ve Sipahizade Ahmed'in 1658 yılına kadar Girit savaşlarını anlattığı Fetihname, Kandiye fethinin öncesi olaylarını anlatan eserlerdir18. Girit Seferi, Tarih-i Girit, gibi Girit seferinin ve genel olarak Girit savaşlarının anlatıldığı eserlerden başka, son bir grup olarak Vezir-i azam Fazıl Ahmet Paşa'nın Kandiye seferini doğrudan konu alan eserler de mevcuttur.

Kandiye savaşını doğ rudan konu alan kitapların başında, Hasan Ağa'nın Cevahirü't-Tevarih adlı kitabı gelir19. Bu konudaki bir başka eser de Tarih-i Muteber'dir. Bu kitabın aşağıda üzerinde duracağımız, Kandiye seferini anlatan anonim eser ile baş kısmı çok büyük benzerlik gösterir20. Ayrıca, Ahmet Hamdi'nin Kandiye'nin fethini konu alan Kandiye Fethi ve son olarak, Kandiye fethinin tamamlanması üzerine Fazıl Ahmet Paşa tarafından IV. Mehmet'e yazılan Fetihname-i Kala-yı Kandiye üzerinde durulması gereken eserlerdir.

Son olarak üzerinde genişçe duracağımız, Fazıl Ahmet Paşa'nın 1667-1669 yılları arasındaki Kandiye Seferi'ni anlatan eserdir. Bu anonim eser, "Makale-yi Hikayet-i Azimet-i Sefer-i Kandiye" cümlesi ile başlar. Bu eserin tespit edebildiğimiz kadarıyla, Avrupa'daki kütüphanelerde 4 nüshası21, Türkiye'deki kütüphanelerde de 2 nüshası vardır. Bu eserlerin hepsi de XVIII. ve XIX. yüzyıllara aittir, yani geç tarihlidir. Yazım tarihleri,


14 Franz Babinger, Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, (Çev: Coşkun Üçok), Ankara, 1982, s.84.

15 Sayın Şerafeddin Turan, Rodos'un fethi ile ilgili birçok yazı, kitap olduğu halde bunların tenkidi bir şekilde ele alınıp değerlendirilemediğinden yakınmaktadır. "Rodos'un Zaptından Malta Muhasarasına", Kanuni Armağanı, (Ankara,1970), s.48, dipnot 4.

16 Kıbrıs fethi ile ilgili fetihnameler için; Babinger, a.g.e., s.127.

17 Agah Sırrı Levent, Gazavatnameler ve Mihaloğlu Ali Bey'in Gazavatnamesi, Ankara, 1956, s.115.

18 Bu kitaplar hakkında geniş bilgi için bkz: Levent, a.g.e., s.113-116.

19 Babinger, a.g.e., s. 238.

20 Hatta Levent'e göre Tarih-i Muteber, bu anonim eserin değişik bir nüshasıdır. s.123.

21 Babinger, a.g.e., s. 240.


sırasıyla British Museum'da bulunan nüsha, 1766 tarihli22, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi'nde bulunan nüsha 1774 tarihli23, Paris Biblioteque Nationale'de bulunan nüsha da XVIII. yüzyıla tarihlenmektedir24. En geç tarihli İzmir Milli Kütüphanesi'nde olan nüsha ise 1868 tarihlidir25. Görüldüğü gibi bu kitap XVIII. ve XIX. yüzyıllarda hala istinsah ediliyor ve okunuyordu. Bu tarihlerde adı geçen kitabın Avrupa'da birkaç kez basıldığı da bilinmektedir26. Bu anonim eser başta Silahdar olmak üzere başkalarınca da kullanılmıştır. Örneğin, Giridi Hasan, 1783 yılında Girit'le ilgili kitabını yazarken bu kitabı kullanmıştır27.

Üzerinde durulması gereken soru kanımızca şudur. "Girit'in fethinin geniş bir literatür oluşturmasının ve bu literatürün Osmanlı'nın son dönemlerine kadar canlı kalmasının sebebi nedir?"

Bunun birinci nedeni, Girit'in son fethedilen yerlerden biri olmasıdır. Nitekim bu fetihden sonra sadece Gürcistan ve Belgrat fethedilmiş ve bunlar için fetihnameler yazılmıştır. Bunlar da gerek çeşitlilik gerekse istinsah açısından azdır28. Bu tarihten sonraya tarihlenen gazavatnameler ise, savunmaların anlatıld ığı gazavatnamelerdir. Bu açıdan Girit'in fethine ait söylem, XVIII. yüzyıl için de farklı bir önem kazanıyordu. İlk etapta büyük bir zaferin aynı büyüklükte aktarılmasına yönelik olan bu coşkun, heyecanlandırıcı yazım, daha sonraki dönemler için de son kalıcı başarın ın hatırlanması babında önem taşıyordu. Zira Gürcistan ve Belgrad başarılarının XVIII. yüzyılda artık kalıcı başarılar olmadığı anlaşılmıştır.

İkinci neden, küçücük bir alanda 25 yıla yakın savaşılmış olmasıdır. Örneğin, Kıbrıs Adası, Magosa Kalesi dahil bir yıllık bir sürede alınmıştır. Dolayısıyla 25 yıllık bir mücadelenin ardından gelen başarı daha bir sevinçle karşılanmıştır. Ayrıca bu savaş sırasında gerçekten çok insan ölmüştür 29. Dolayısı ile Osmanlı İmparatorluğu'nda birçok olayın kötü gittiği bir dönemde bir ada için bu kadar çok insanın ölmüş olması da fethin önemini arttırıyordu. 1957 yılında dahi bu olayın "boncuklu İbrahim'in sultanlığı devrindeki rezaletlerin kanlı bir kefaleti olan Girit seferi, sarayın berbatlığına ve idarenin


22 Charles Rieu, Catalogue of the Turkish Manuscripts in the British Museum, 1888, Or 1137, s. 62.

23 D.T.C.F. Kitaplığı, Muzaffer Ozak'dan alınan kitaplar, liste 1, no:406.

24 E. Blochet, Cataloque des Manuscrits Turcs (Biblioteque Nationale), Tome II., Paris, s. 172.

25 İzmir Millli Kütüphanesi, no:24/ 510. Bu eser tarafımızdan yüksek lisans çalışması olarak incelenmiştir. Hikayet-i Azimet-i Sefer-i Kandiye, E.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 1988.

26 Rieu, a.g.e., s. 63; Babinger.a.g.e., s .241.

27 Babinger, a.g.e., s. 335.

28 Bkz. Babinger, a.g.e., s. 316, 317.

29 Bu konuda kaynaklar çok farklı sayılar vermektedir. Ankara nüshası 139.487, İzmir nüshası 244.647 şehit sayısı vermektedir. Evliya Çelebi biraz mübalağalı bir sayı vererek 400.000 civarında bir sayı vermektedir.(Seyahatname, c.VIII. s.483-484) Tarih-i İkritis'te verilen sayılar İzmir nüshasında verilen sayılar ile tamamen biribirine uymaktadır. Batılı yazarlar bu sayılardan, Ankara nüshasına yakın rakamları kabul etmektedirler. Bütün kaynaklar, 30.000 Hıristiyanın öldüğünde hemfikirdirler. Türklerden ölenlerin sayısını ise batılı bazı kaynaklar 110.000 (Yoanna Kondilaki, İstoria Ke Geografya Tis Kritis,Atina, 1903, s.80), bazı kaynaklar 137.116 olarak vermektedir.(J.D. Mourelles, La Crete Travers Les Sciecles Candia, Basımyeri ve yılı yok, s.67) Ayrıca gerek Mourelles, gerek Combes, (Paul Combes, L'Ile de Crete, Paris, 1897), gerekse de günümüz yayınlarında savaş kayıpları verilirken büyük bir benzerlik örneği ölen paşalar, beyler (officier), yeniçeriler tıpkı fetihnamelerdeki gibi ayrı ayrı döküm şeklinde belirtilmiştir. Hatta Tulard atılan lağım, humbara, hücum sayısı gibi listeleri aynen fetihnamelerdeki şekliyle belirtmiştir.(Jean Tulard, Histoire de la Crete, Paris, 1962, s.109).
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6569
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: KANDİYE'NİN FETHİ VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI NURİ ADIYEKE-Türk Tarih Kongresi Bildiriler

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 23 Eyl 2019, 18:58

6 NURİ ADIYEKE

pespanlığına rağmen yine de Türklerin fetih zafer destanlarına şanlı fasıllar eklemesi" olarak kabul edilebildiği30 düşünülürse, olayın psikolojik boyutu daha açık anlaşılır.

Üçüncü bir neden de Girit'in kendisinden kaynaklanmaktadır. Girit adası fet-hedildikden sonra bir yüzyıl kadar adada önemli çatışmalar yaşanmamıştır. 1770 yılından sonra adada önemli çatışmalar ın yaşandığı görülmektedir31. Bu tarihten sonra bir yüzyıla yakın adada düzenli olmayan ama 1860'lardan sonra son derece organize ayaklanmalar çıkmış ve bu ayaklanmalar sırasında ciddi bir etnik çatışma yaşanmıştır. XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren çatışmalarda ölen Türkler, adanın fethi sırasında şehit olan insanları hatırlatmıştır. Bu sebepten dolayı Girit 1770'lerden itibaren Osmanlı kamuoyunun32 ilgisini yeniden yoğun bir şekilde toplamaya başlamıştır. Bu ilgi çerçevesinde, Girit'teki mücadele, "Battal Gazi'nin efsanevi gazaları gibi heyecan ve hürmetle dinleniliyordu."33 Bu çerçevede kahramanlık duygularını canlı tutan bu fetihnameler de bir heyecan unsuru olarak uzun bir dönem gündemde kaldı. Bunun bir başka ifade ediliş biçimi de basılan kitaplarda görüldü. Hayrabolulu Ebuziya Mehmed Tevfik Bey'in geç bir dönemde yazdığını düşündüğümüz, Girit'in Yunanistan'a geçişini anlattığı 13 sayfalık özet kitabına Girid Osmanlılara Kaça Mal Oldu? adını vermesi bu açıdan ilgi çekicidir34.

Son olarak Girit'in Osmanlı yönetimi açısından, iç ve dış politika söylemlerindeki yeri de bir neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Politik çekişmelerde Girit, bir malzeme olarak kullanılmıştır. Ali Paşa'nın düşmanı olan Ziya Paşa onu Girit sorunu çerçevesinde eleştirirken;

"Sadr-ı Ali zemane ne yapardı acaba

Köprülü-zade şu hengamede sağ olsa idi.
Kapıcı-zade ile farkı budur kim Köprülü'nün
Birisi almıştı, diğeri verdi Girid'i"

demektedir35. Girit ile ilgili bir başka hatırlatma, Abdülhamit'e karşı Jön Türkler'in Girit konusunu sürekli gündemde tutmaları olmuştur. Gerek Mizanc, Murad Bey gerek diğerleri, sultanı eleştirirken bu kadar zorlukla alınan Girit'in bu kadar kolay bırakılmaması gereğini vurguluyorlardı. Bu çerçevede basında ilgi çekici yazılara rastlanmaktadır.

Abdülhamit'in sansürü çerçevesinde Meşrutiyet'e kadar basında Girit ile ilgili haberler görünmezken, Meşrutiyet sonrasında yo ğun olarak Girit ile ilgili haber ve yorumlar görülmeye başladı. Bu çerçevede bu tür yazılardan başka, halkın duygularını canlandırmak için Girit'in fethini anlatan kahramanlık yazıları da basında görünmeye başladı. Girit'de basılıp Osmanlı'nın diğer yerlerine de gönderilen Vicdan gazetesinde tefrika Kandiye Tarihi yazısı içinde "İslamların Kandiye'ye Muzafferen Girdikleri Gün"



30 Şükrü Kaya, "Zavallı Girit", Yeni Tarih Dergisi, sayı 5, (Mayıs 1957), s.136.

31 Bu konuda bkz. Cemal Tukin,"Osmanlı İmparatorluğu'nda Girit İsyanları ve 1821 Yılına Kadar Girit", Belleten, c.IX, sayı 24, (1945), s.164 vd.
32 Burada kamuoyunu sadece genel ilgi anlamında kullanıyoruz.

33 Kaya,a.g.m., s.137.

34 Basım tarihi yok, Cihan Matbaası.

35 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, c.VII, Ankara, 1988, s.37.

7











KANDİYE'NİN FETHİ 7

coşkuyla anlatılıyordu36. Özellikle halkı galeyana getirmek için yazılan kimi duygusal yazılarda, "...ecdadımızın seyf-i celadetleri ile fethedilen şu Girid (in) şühedamızın yatağı

" olduğu hatırlatılarak37, Girit'in "...ruh-u vatanımız ve yirmi üç yıllık yadigar-ı harbimiz" olduğu38 belirtiliyordu. Bir başka yazıda, Girit'in fethedilebilmesi için yirmi beş senede ne kadar kan döküldüğünün hatırlanıp hatırlanmadığı sorulduktan sonra, "...orada yatan

şehitlerin çürüyen vücutlarını çiğnetirsek o şanlı fütuhata, celadetlere karşı miskinane sürünmekten başka bir halde bulunmayacağı (mı)z" da belirtiliyordu39. Özetle, Osmanlı basınında Girit'in fethini anlatan duygusal yazılara bir hayli sık rastlanıyordu40. Sırat-ı Müstakim dergisinde Ağustos 1910'da hiçbir yorumda bulunmadan ve hiçbir açıklama yapmadan "Kandiye'nin fethiyle ikmal olunan Girit fütuhatı üzerine 1080 tarihinde makam-ı mualla-yı hilafet-i uzmadan Mekke-yi mükerreme şerafet-i celilelerine ısdar buyurulan fetihname-yi hümayun suretidir" başlığıyla bir tam sayfalık Arapça Girit Fetih-namesi yayınlanmıştır41.

Basının olaya bak ışında iki farklı yaklaşım göze çarpmaktadır. Bir taraftan, Girit olayları popülaritesine paralel, Girit tarihi ve Girit savaşlarıyla ilgili bilgilendirme yazıları, diğer taraftan yukarıda bazı örnekler sunduğumuz hamaset edebiyatı. Her iki yaklaşımda da Girit'in fethi ve bu kahramanlık, temel söylem içinde referans olarak kullanılıyordu. Bu referans kimi zaman edebiyat çevrelerinde de kabul görmüştür. Abdülhak Hamid, "Girid İçin" adlı şiirinin bir yerinde;

"Bu gün bu memleketi feth iden bu kavm-i sabur

Değildir atmağa miftahını anın mecbur"

diyerek42, Girit'in çok büyük bir sabırla, zorlukla alındığı için onun bırakılamayacağını meşrulaştırmaktadır.

Girit ile ilgili temel söylem "Girit'in asla bırakılamayacağı"dır. Bunun birçok nedeninin olmasının yanı sıra, önemli bir neden de "Türkler bu adayı yirmi beş yıl süren zor bir savaşla ve binlerce şehit bahasına almışlardır." Dolayısı ile bu kadar ağır bir kefalet kolay ödenemez. Girit'in terk edilmesi bu şehitlerin anısına yapılan bir saygısızlıktır. O halde Girit terk edilemez. Görüldüğ ü gibi buradaki en güçlü politik referans Girit'in fethidir. Keza iç siyasal çekişmelerde de Girit politikaları eleştirilirken, Girit'i fethedenlere yapılan saygısızlık işlenmiştir. Yanlış Girit politikası güdenler hem devlete karşı suçlulardır, hem de Girit şehitlerine karşı suç işlemişlerdir.

Dış politika açısından da benzeri bir söylem kendisini gösterir. 1867 yazında Sultan Abdülaziz'in Paris gezisi sırasında İmparator, Sultan'a Girit konusunun en güzel çözümünün, adanın Yunanistan'a terki olduğunu söyleyince Sultan şöyle yanıt vermiştir; "Girid için Devlet-i Aliyye yirmi yedi sene kan dökerek cezire-yi mezkureyi Memalik-i Osmaniye'ye ilhak eylemiş ve Girid toprağı Osmanlı kanıyla yoğrulmuştur...tekalif-i


36 Vicdan (Hanya), 2 Ağustos 1303, no.123, s.4.

37 Yıldız (Üsküp), 6 Eylül 1325, sayı 27, s.6.
38 Yıldız, 2 Ağustos 1325, sayı 23, s.2.

39 Yıldız, 26 Temmuz 1325 sayı 22, s.6,7.

40 A.Nükhet Adıyeke, Osmanlı İmparatorluğu ve Girit Bunalımı (1896-1908), İzmir, 1994, s .286, dip
not.68.

41 Sırat-ı Müstakim, Ağustos 1326, c.4, sayı 93, s. 265.

42 Ümmet, (İstanbul), 10 Temmuz 1326, sayı 9, s. 28.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6569
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: KANDİYE'NİN FETHİ VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI NURİ ADIYEKE-Türk Tarih Kongresi Bildiriler

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 23 Eyl 2019, 19:00

8 NURİ ADIYEKE

mevhameyi redd ve..." Aynı gezi sırasında , III. Napoleon'un bir sohbet sırasında Fuat Paşa'ya Girit'in Yunanistan'a satılmasını teklif edip, bu ada için Osmanlı'nın kaç para isteyeceğini sorduğu zaman Paşa; "aldığımız fiyata veririz haşmetmeab" demiştir43. Görüleceği gibi dış politikanın içe aktarımı çerçevesinde de aynı söylem geçerlidir.

Sultan Abdülaziz'in veya Fuat Pa şa'n ın İmparator ile yukarıdaki konuşmaları yapmış veya yapmamış olmasının bu noktada bir önemi yoktur. Burada önemli olan uluslararası politikada Girit sorununun içe aktarımında, döneminde böyle bir söylemin oluşması ve bu söylemin de temel referans noktasının Girit'in fethine dayalı olmasıdır. Gerek Sultan, gerekse Paşa Girit'in öyle ya da böyle terk edilmesini isteyenlere hemen "Girit Savaşı"nı hatırlatmışlardır.

Diyebiliriz ki XIX. ve XX. yüzyıllarda Osmanlı'da Girit ile ilgili politik olsun veya olmasın hemen hemen bütün söylemlerde Girit'in fethi hatırlatılmadan hiçbir şey söylenmemiştir.

Sonuç olarak farklı dönemlerde, farklı sebeplerle Girit Osmanlı İmparatorluğu'nda hep gündemde kalmıştır. Bu çerçevede Girit ile ilgili çok sayıda eser yazılmıştır. Yazılan eserlerde, Girit fethi hep temel referans olarak kabul edilmiştir. Bu sebepten dolayı, Girit'in fethine ait eserler geç dönemlere kadar ilgi ile yazılıp okunmuştur.



43 Her iki anektot için bkz. İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.4, İstanbul, 1972,
s. 219.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir