67 Yıl Sonra Girit’te amcasını Buldu!

Girit anıları ve söyleşileri
Cevapla
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 5231
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

67 Yıl Sonra Girit’te amcasını Buldu!

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 15 Şub 2020, 09:49

67 Yıl Sonra Girit’te amcasını Buldu!

Girit’te ortalık karışıktır. Binlerce Müslüman adayı terk etmiş ve binlercesi de terk etmek üzeredirler. Iraklion’un Haraki köyünde de Türkiye’ye gitmek üzere bir aile toplar eşyalarını. Evin reisi, 16 yasındaki küçük oğlu Kadem’e öğütte bulunur: ‘Biz Anadolu’ya gideceğiz; sen burada kalacaksın. Eğer oraları iyiyse sana da diyeceğiz ki gel! Yok, iyi değilse, biz de gerisin geri döneceğiz. Sen mallarımıza sahip çık. Dönersek şayet, açıkta kalmayalım’. Aile, İzmir’e doğru yola çıkarken, akılları hem gittikleri yeni topraklarda, hem doğup büyüdükleri adalarında, hem de geride bıraktıkları parçalarındadır. Ailenin büyük oğlu Mustafa, görev yaptığı Yunan ordusundan terhis olarak Girit’e gelir. Amacı, kardeşini de alarak ailesinin yanına Anadolu’ya geçmektir. Ada çok karışık durumdadır ve kardeşini bulamadan, bir daha dönmemek üzere, yüreğinde kardeşi adadan ayrılır.

Adadan gelip gidenler vasıtasıyla Kadem ile mektuplaşılır. Kimliği ortaya çıkmasın diye gizli gizli haberleşilir. Sonra İzmir’de Yunan işgali ve Kurtuluş Savası patlak verir; irtibat kesilir. Uzun bir sessizlik başlar. Halam, Kadem böyleydi, Kadem şöyleydi diye çok anlatırdı. Annem kahve fallarına baktırırdı; ‘Yaşıyor bu kişi’ derlerdi. Kitap açardı mahalle komşumuz, ‘Yaşıyor’ derdi. Hep ümitliydiler.”

Aradan yıllar geçer. 1968 yılında, Girit doğumlu olduğu için Türkiye’den geçişine izin verilmeyen Bilal Türkoğlu’nun eniştesi Zihni ve ablası, Fransa üzerinden Girit’e ulaşırlar. Enişte, kendi evlerini bulur. Kapıyı yaslı bir kadın açar. Eve buyur eder ve misafirlerine evi gezmeleri için müsaade eder. Evin eski sahibinin oğlu olduğunu söylediğinde, kadın Zihni’nin ağabeyini ismiyle beraber hatırlar. Bir zamanlar yanlarında ırgat olarak çalıştıkları kişilerin evleri, onlara bedel olarak verilmiştir çünkü. Birlikte yemek yerler. Abla, kendisinden Türkiye’de istendiği üzere, amcasını sorar. Yaşlı kadın, aşağıdaki köylerde, Amuryales’te Turko Lefteri (Türk Lefter) isminde birinin bulunduğunu, ama yasayıp yaşamadığını bilmediğini söyler. Sene 1968’dir ve Girit’te yeterli vasıta yoktur. Aksam da bastırınca, çift Turko Lefteri’yi soramadan köyden ayrılır. “Babam çok kızdı ablama. Her iki köyün ne derece birbirlerine yakın olduklarını da bildiğinden, oraya gittin de bulamadın” diye söylendi.”

1968’deki bu olay bu şekilde noktalanır. Aradan yıllar geçer, Mustafa ve kız kardeşi, Girit’teki erkek kardeşlerini göremeden gözlerini hayata yumarlar. Mustafa’nın oğlu Bilal, baba memleketi Girit’i ziyaret eder. Orada kalıcı dostluklar kurarak Söke’ye geri döner. “Bir bayram günü, Hanya’dan tanıştığım arkadaş bayram kutlamak amacıyla beni aradı. Annemin hatırlatmasıyla amcamı nasıl bulabileceğimizi sordum. O da, otuz altı sene Girit’te arabasıyla toptan bakkaliyelik sattığını, her köyde mutlaka bir bakkal tanıdığı olduğunu söyledi. ‘Ben bulurum’ dedi.” Bilal’in arkadaşı, o köyden tanıdıkları
le Amuryades’e gider. Kime sorarlarsa öyle birinin olmadığı yanıtını alırlar. Turko Lefteri’yi hiç kimse tanımamaktadır. Tanıdıklar vasıtasıyla köye yakın bir yerde Türk kökenli birinin olduğunu öğrenirler.

Derhal Türkiye’ye haber ulaştırılır. Köyün muhtarı olan Turko Lefteri’in damadı, onu Bilal ile telefonda konuşturur. “Kulağı ağır işitiyordu. ‘Mustafa, sen misin?’ dedi. Bana babamın ismiyle seslendi. ‘Gel’ dedim; ‘Gelemem, yaşlıyım’ dedi.” Kadem, akrabalarıyla buluştuğu vakit basından geçenleri bir bir anlatır. Aynı yaştaki Hüseyin ile adada kaldıklarını, canlarını kurtarmak için dağlara saklandıklarını, sadece incir yiyip dereden su içtiğini… Sonra, bir Rum kadınının onlara yardım edip, herkesin inanması için kilisede halkın katılımıyla vaftiz edildiklerini… “Dini inancı konusuna hiç girmedim. O yaşta bir insan Hıristiyan olsa ne olur, Müslüman olsa ne olur!” Kadem, ailesinin kendisine verdiği görevi yerine getirmiş ve mallarına sahip çıkmıştır. Yıllarca tek basına, hiçbir akrabası olmaksızın hayatla mücadele eder. Herkese yalnız olmadığını, akrabaları olduğunu, kardeşleri olduğunu söyler, ama dinletemez. Yalancılıkla suçlanır, kendisiyle dalga geçilir. Simdi karsısında yeğeni durmaktadır. Yıllarla hesabı vardır. ‘Herkes duysun, duyun lan!’ diye bağırır. ‘Bakın benim kardeşim var, herkes duysun, kardeşim var mıymış yok muymuş?’.

“1985’te gidince Girit’e, önce ağabeyini sordu: - İda kani o Musafas? (Mustafa ne alemde?)
- Aftos epothene (Öldü), dedim. Basını vurarak ‘Allah!’, dedi. Sonra:
- Çi i Zeynep ida kani? (Ya Zeynep ne yapıyor?), diye sordu. ‘Öldü’ dedim. Yine Allah!’ diyerek basını vurdu.”

Kadem ya da Turko Lefteri, hiçbir zaman Türkiye’ye gidemedi, hiçbir zaman Türkçe konuşamadı, ama Türkiye’den, Kapadokya’dan, anadili Türkçe olan bir kızla evlendi. Şu dünyada yalnız olmadığını herkese inandırmaya çalıştı, son nefesini verirken de bunu başardı.
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir