TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Girit ile ilgili Raporlar ve İnfo Grafikler Bildiriler
Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:23

İZMİR'DE YAŞAYAN GİRİT

Nedim ATİLLA

Gerek 30 Ocak 1923 günü Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Mübadele Antlaşması öncesinde, gerekse Mübadele sonrasında İzmir'e yerleşen Giritliler aradan yüzyıla yakın bir süre geçmesine rağmen kültürel birikimlerini sürdürmektedirler. İzmir'de sosyologların “kimlik handikabı” olarak nitelendirdikleri kapalı sosyal grup anlayışı özellikle Giritliler arasında -son yıllarda azalmakla beraber- sürmektedir. Elbette Balkan göçmenleri gibi Giritliler de kente ilk geldiklerinde kendilerini koruma içgüdüsüyle böyle davranmışlardır.

Mübadele öncesi İzmir'e yerleşen ve kendi aralarında Rumca-Giritçe konuşan Türklerin, 1919-1922 arasındaki Yunan işgalini destekledikleri yönündeki iftiralar da bu konuda dayanışmanın önemli nedenlerinden biri olmuştur.

İzmir'e yerleşen Giritliler bu kenti çok sevmişlerdir. Giritli İbrahim Rahmi Efendi, yürekten bağlandığı İzmir'i, benzersiz güzellikte bir şehir olarak tanımlar:

Yoktur kure-i arzda İzmir gibi bir şehir Dursun ebedi daire-i savn-ı Samed'de Dil-besteyim o şehre ezelden beri hatta
Rahmi ile İzmir musavidir adede

Kuşkusuz Girit kültürünün yaşadığı önemli bir yer de mutfaklardır. Ayrıca Giritlilerin İzmir'de adı “Girit” olan dernekleri, lokantaları vardır. Giritliler tüm göçlerde olduğu gibi yaşanan travmanın etkisini belki de yemek alışkanlıkları sürdürmüşlerdir. Bu anlamda tarihten günümüze oluşmuş İzmir mutfağının en güçlü aktörü Girit'tir ve bu durum halen devam etmektedir.

Anahtar Sözcükler: Muhacir, mübadele, Girit, Girit mutfağı, İzmir

GİRİT TÜRK MUTFAĞI

Dr. Eren AKÇİÇEK & Prof. Dr. Nevin TURGAY

İnsan sağlığı üzerinde rol oynayan belki de en önemli faktör gıdalardır. Tüketilen gıdalar ise insanların yaşadıkları iklim, coğrafya ve yeme-içme alışkanlıkları ile ilgilidir. Coğrafi açıdan Akdeniz ikliminin hakimiyet sürdüğü Girit'te de Akdeniz usulü beslenme şeklinin baskın etkilerini net şekilde görürüz. Akdeniz usulü beslenme diyetinde çok az ya da hiç işlenmemiş taze sebzeler, tahıl ürünleri, süt ürünlerinden peynir ve yoğurt, balık ve kümes hayvanları ve yumurta sıklıkla kullanılmakla birlikte diyetin temel yapı taşını zeytinyağı oluşturmaktadır.

Bugün insan beslenmesinde pek çok diyet önerilip çoğu çöpe atılmıştır. Buna rağmen gündemde popülaritesini ve doğruluğunu koruyan Akdeniz usulü beslenme şekli olup, bu beslenme şeklinin de en önemli temsilcilerinden birisi Girit Mutfağıdır.
Zeytinyağı esansiyel yağ asitleri ve pek çok çeşitli kimyasal madde içeriği ile tıbbi açıdan önemli fonksiyonları olan hiçbir kimyasal ve ısıl işleme tabi tutulmadan kullanılabilecek tek yağdır. Zeytinyağı fonksiyonel ve tıbbi bir gıdadır. Bir yemeğin güzel görüntüsünü ve lezzetini veren de yağdır. Bütün yağlar içersinde bu fonksiyonla öne çıkan zeytinyağıdır. Halikarnas Balıkçısı olarak ünlenen Cevat Şakir Kabağaçlı zeytinyağını eritilmiş güneş olarak nitelendirmiştir.

Doğada kendiliğinden yetişen ve sebze olarak değerlendirilen yabani otlar bünyelerinde yüksek oranda su, az miktarda karbonhidrat içermekte ama insan sağlığına yararlı çeşitli kimyasal bileşikler ihtiva etmektedirler. Bundan dolayı yabani otların insan sağlığı için pek çok yararı bulunmaktadır. Ayrıca bu otlar ilaç bitkisi olarak da değerlendirilmekte, bunlardan çeşitli ilaçlar yapılmaktadır. Günümüzde artan çeşitli çevre sorunları, bilinçsiz toplama ve kirlenme floramızda bulunan endemik yabani ot türlerini tahrip etmektedir. Özellikle günümüzde otların sağlıklı yerlerden toplanması da büyük önem arz etmektedir. Günümüzde bundan dolayı ebegümeci, semizotu, şevketi bostan gibi bazı otların kültürü de yapılmaktadır. Yine günümüzde omega yağ asitlerinin insan sağlığı üzerinde olumlu etkileri bilinmektedir. Üç tarafı denizlerle çevrili ve ayrıca pek çok balık çiftlikleri olan ülkemizde haftada 2 defa balık tüketilmesi önerilmektedir.

Girit yemekleri temelde evde pişen ve nesilden nesile aktarılan tarifler yer almaktadır ve mutfaklar aileler için yaratılışın merkezidir. Son yıllarda giderek artan medya etkisi ile "Girit Yemekleri”nin artan popülaritesi vasıtasıyla bu mutfak Ege kıyılarının ve Giritli Türklerin mübadele sonrası zorunlu göç ettiği bölgelerinde ötesine taşınmıştır.

Yaşatmak istediğimiz Girit-Türk kültürü içinde Girit mutfak kültürü büyük bir önem taşımakta, bu konunun çeşitli yayın ve kitaplarla desteklenmesi ve envanterinin tespit edilmesi büyük bir önem arz etmektedir.

Anahtar Sözcükler: Akdeniz usulü beslenme diyeti, zeytinyağı, yabani otlar, Girit



18 19

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:25

GİRİTLİLER VE MANİLERİ Prof. Dr. Hakkı BİLGEHAN

Giritlilerin eski zamanlarda severek uyguladıkları kısa şiir yapısında, sevinçlerini, üzüntülerini, aşklarını, bayramlarını 7 - 8 heceli şiirler şeklinde yazdıkları ve bunları çalgı ile beraber şarkılar ile söyledikleri maniler hakkında kısa bilgi verilecektir. Açıklamalardan sonra çeşitli amaçlarla yazılmış sınırlı sayıda mani okunacaktır. Kurtuluş Savaşı sırasında Giritlilerin manilerle ortaya koydukları davranışları mübadeleden sonra Anadolu'ya göç eden Giritli Türklerde bu manilerin durumunun ne olduğu belirtilecektir.

Anahtar Sözcükler: Mani, mübadele, muhacir, Girit

AVRUPA POLİTİKASI VE GİRİT

Prof. Dr. Mahir AYDIN

Osmanlı İmparatorluğu'nun “çöküş düzlemi” sürecine girmesi, her bölge gibi Girit'i de etkiledi. Rum Ayaklanması ise, adadaki huzurun “uçup gittiği” kırılma noktası oldu. Bundan sonra Girit, her fırsatta ayaklanan bir “sorun adası” oldu. Bu ortamın ilk nedeni, artık Osmanlı İmparatorluğu'nun yetersizliği iken, ikincisi de Avrupa'nın, konuya yaklaşım biçimidir. Bu yüzden Girit'e, 1868'de “ayrıcalık” ve 10 yıl sonra, “yarı özerk” yönetim verilir.

Genel çerçevede Girit'i, 1830'da bağımsızlığını alan Yunanistan'ın, “genişleme politikası” içinde değerlendirmek gerekir. Bu politikanın ilk adımı Mora, ikincisi Mora'dan yukarısı ve üçüncüsü de adalardır. Bu bağlamda Avrupa, Yunanistan için “belirleyici” olur ve Yunanistan'ın, “erken” çıkışlarını engeller. Örneğin 1897'de, Girit'i kendine bağlamak isteği yüzünden çıkan savaşın, sonucunu değiştirir. Ertesi yıl Girit'e, “göstermelik anayasa” ile birlikte, özerk yönetim verilir. Böylece Türklere adadan, “el- etek” çektirilir. Sonrasında Girit'te, 230 yıllık Türk izlerinin üstünden, “silindir” gibi geçilir.

1908 Kargaşası'nda; Bulgaristan bağımsızlığını ve Avusturya Bosna-Hersek'i ilhak ettiğini açıklar da, Girit bu fırsatı kaçırır mı? O da, Yunanistan'a bağlandığını açıklar. Ancak bu isteğin, Avrupa Politikası'nda karşılığı olmaz. Ne zaman ki Balkan Savaşı'nda Osmanlı Devleti yenilgiye uğrar, Avrupa'da bu isteği onaylar. Aynı politikanın ürünü olarak, 1911 Savaşı'nda işgal edilen Türk adaları, 35 yıl İtalya'da kalır. Ancak onun, İkinci Dünya Savaşı'nda yenilmesi yüzünden, elinden alınır ve Türkiye'ye değil de, Yunanistan'a verilir.

Yunanistan, Avrupa'nın “kültür kökeni” ülkedir. 1820'lerde “Filhelenizm” akımı ile başlayan bu kayırma, günümüze değin sürmektedir. Ancak unutulmasın ki, “Helen Kültürü”nün öncesi adalar ve onun da öncesi Anadolu'dur. Daha da önemlisi, ne Girit ve ne de Kıbrıs'ın, Yunanlılık ile “tarihsel bağı” olmadığıdır. Görünen tablonun arka yüzündeki en önemli etken, Bizans Politikası'dır. 600 yıl önce bugünkü Yunanistan'ın batısı, “Arnavut Toprağı” idi. Yakın zamanda Makedonya'nın adı değişti ve Kuzey Makedonya oldu. Sormak gerekir, Güney Makedonya neresidir? Bu politikanın amacı, “Tarihsel Makedonya”nın en önemli şehri Selanik'i, kapsam dışında bırakmaktır.

Günümüz ölçeğinde Girit, iki açıdan önemlidir. İlki Türkiye'ye gelen göçmenler için, “köprü-başı” olmasıdır. İkincisi de Girit'in, Yunanistan'dan ayrılma isteğidir. Daha da önemlisi, dün Girit için uygulanan politikanın, bugün Kıbrıs için dayatılmasıdır.

Anahtar Sözcükler: Yunanistan, Avrupa, Girit, politika



20 21

Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:26

YENİ TESPİT EDİLEN BİR ÖRNEĞİ DOLAYISI İLE GİRİT EYÂLETİ
KANUNNAMELERİ

Prof. Dr. Ersin GÜLSOY

Girit Adası seferlerinin başlaması ve Hanya'nın alınmasından sonra Girit'in bir beylerbeylik olarak teşkilatlandırılması yoluna gidildiği belgelerin tetkikinden anlaşılmaktadır. Nitekim Hanya'nın alınmasından sonra Osmanlı fetih geleneklerinden biri olan tahrîr işleminin gerçekleştirildiği görülmektedir. Bilindiği gibi bu sayımlar yeni alınan bölgelerde Osmanlı hukukunun uygulanması ve vergilerin Osmanlı uygulamasına göre toplanmasını sağlamaktadır. Nitekim Osmanlılar adada gerçekleştirdikleri tahrîrler vasıtası ile kendi kanunlarını ve vergilendirmelerini yürürlüğe koymuşlardır. Son yaptığımız araştırmalar çerçevesinde Girit Eyâleti'ne ait yeni bir kanunnâme nüshası tespit edilmiştir. Bu nüsha bilinen daha önceki kanunnâmelerdeki bir takım eksiklikleri tamamlamaktadır. Bu yüzden önemi büyüktür. Bu bildiri çerçevesinde Girit Eyâletkanunnâmeleri değerlendirmeye tâbi tutulacaktır.

Anahtar Sözcükler: Tahrir, kanunname, vergilendirme, yönetim, Girit

SAVA PAŞA'NIN VE İNGİLİZ KONSOLOSLARININ GİRİT'E DAİR
GÖZLEM VE DEĞERLENDİRMELERİ


Dr. Cemal ATABAŞ

Bu tebliğde öncelikle İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde 2011 yılında tamamlamış bulunduğumuz “Sava Paşa'nın Girit Valiliği (1885-1887)” adlı yüksek lisans çalışmamızın hikâyesine, çalışmada kullanılan kaynaklara, karşılaşılan zorluklara ve ulaşılan sonuçlara değinilecektir. İkinci olarak çalışmanın son bölümünün bel kemiğini oluşturan iki uzun rapora dayanarak Sava Paşa'nın Girit'e dair gözlem ve değerlendirmelerine yer verilecektir. Bunun yanında çalışmada yer almamış yeni bir kaynak olarak İngiliz Milli Arşivleri'nden temin edilen, Sava Paşa ile aynı dönemde adada görev yapmış olan İngiliz konsolosları Thomas B. Sandwith'in ve Alfred Biliotti'nin raporlarından istifade edilecek ve onların da Girit ve vali ile ilgili gözlem ve değerlendirmeleri mercek altına alınacaktır. Son olarak incelediğimiz tarih aralığı özelinde ve daha genel planda ileri çalışmalarda göz önünde
bulundurulmasını faydalı bulduğumuz birkaç hususun dile getirilmesi planlanmaktadır.

Mayıs 1885-Ocak 1887 tarihleri arasında Girit valiliği yapmış olan Sava Paşa, II. Abdülhamid döneminin renkli gayrimüslim devlet adamlarındandır. İncelenecek olan raporlarından birini adaya ulaştığında diğerini ise adadan ayrılmadan hemen önce kaleme almıştır. Sava Paşa'nın raporlarında ele aldığı konular Girit'in jeopolitik konumundan, adadaki Müslüman ve Hıristiyan cemaatlerin beklentilerine, Osmanlı Devleti için Girit'in tarih boyunca ne ifade ettiğinden, Girit'in geleceği için yapılması gerekenlere kadar birçok alanı kapsamaktadır. Tespit ettiği sorunlardan en temel olanlarının bütçe açığı, gümrük gelirlerinin kime ait olacağı meselesi ve adanın askeri açından tahkim edilmesi olduğu göze çarpmaktadır. Ayrıca adada bir ihtilal çıkacağına kesin gözüyle bakan Sava Paşa, korkulması gerekenin ihtilalin çıkması değil, çıktığı anda büyümeden bastırılamaması olacağını söylemekte ve bu konuyla ilgili askeri çözümler önermektedir. İngiliz konsolosların raporlarından seçilecek meseleler ise bu istenmeyen valiye karşı adada gösterilen dirençle başlayıp, Yunanistan'ın ve Fransa'nın Girit üzerindeki tasavvurlarına uzanacaktır. Ayrıca Giritlilerin ağzından Avrupalılara, Yunanistan ile birleşmek arzularını dile getirilen yazılar sık sık gönderilse de bunların Yunanistan menşeli olduğu, halkın büyük çoğunluğunun asıl isteğinin bu olmadığı yorumlarına dikkat çekilecektir. Konsolos Biliotti'ye göre Giritliler büyük ölçüde özgürlükler içinde yaşamakta, Yunanistan ile birleşmeyi bir “milli ülkü” haline getiren küçük bir zümre dışında çoğunluk böyle bir amaç taşımamaktadır.

Anahtar Sözcükler: Girit, Girit ihtilali, Sava Paşa, Thomas B. Sandwith, Alfred Biliotti



22 23
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:28

DÖMEKE MEYDAN MUHAREBESİ VE
GİRİT'İN TÜRKLERİN HÂKİMİYETİNDEN ÇIKMA SÜRECİ (1897)


Dr. Öğr. Üyesi Bilal TUNÇ

Dömeke Meydan Muharebesi II. Abdülhamit dönemindeki en önemli siyasi olaylardan bir tanesidir. Muharebe öncesinde Yunanlılar, 1896 yılında çalışma konumuz olan Girit'i kuşatarak burayı kendi hudutlarına dâhil etmek istemişlerdir. 1669 yılından beri Osmanlı toprağı olan Girit'in kuşatılmasına Osmanlı İmparatorluğu'nun ciddi tepki göstermesi ve İngiltere ile Fransa'nın da bu olaya sıcak bakmaması nedeniyle Yunanlılar kuşatmalarını kaldırmışlardır. Bu olaydan bir yıl sonra Yunanlılar, Girit'i yeniden kuşatmak için hazırlılar yapmışlardır. Bunun üzerine Osmanlı İmparatorluğu, Yunanlılara savaş ilan etmiştir. Tarihte Dömeke Meydan Muharebesi olarak anılan bu savaş üç ay sürmüş ve Osmanlı İmparatorluğu Atina önlerine kadar ilerleyerek burayı alacak duruma gelmiştir. Sonrasında ise Avrupalı devletlerin müdahalesiyle Osmanlılar, Yunanlılarla barış antlaşması imzalamışlardır. Osmanlı İmparatorluğu'nun zaferiyle neticelenen Dömeke Meydan Muharebesi sonucunda İstanbul Antlaşması imzalanmış ve Osmanlılarda kalmak şartıyla Girit'e özerk bir statü verilmiştir. Ayrıca buranın yönetimi de Hıristiyan bir valiye bırakılmıştır. Böylece savaşın galibi olmasına rağmen, Osmanlı İmparatorluğu bu maddeyle hükmen yenik duruma düşürülmüş ve nüfusun büyük çoğunluğu Türk ve Müslüman olan Girit'in Türklerin hâkimiyetinden çıkış süreci de başlamış oluyordu.

Dömeke Meydan Muharebesi ve Girit'in Türklerin Hâkimiyetinden Çıkma Süreci (1897) adlı çalışmanın amacı, yüzyıllar boyunca Türklerin hâkimiyetinden kalan Girit'in neden elden çıktığı ve bu sürece nasıl gelindiği konusundaki süreci detaylı olarak irdelemektir. Bu bağlamda, Genelkurmay Başkanlığı Arşivi Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı vesikaları ve konuyla ilgili olarak araştırma ve inceleme eserlerinden istifade edilecektir. Böylece hakkında çok fazla araştırma yapılmayan Dömeke Meydan Muharebesi ve Girit konusunda karanlıkta kalmış bazı bilgiler açığa çıkarılması hedeflenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Dömeke, Girit, Muharebe, 1897, Osmanlı İmparatorluğu, Yunan Krallığı

GİRİT MESELESİ, HİKMET VE FİLİBELİ AHMED HİLMİ: DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜ TEHLİKESİ VE AYDIN TEPKİSİ

Dr. Öğr. Üyesi Musa GÜMÜŞ

Akdeniz'in beşinci büyük adası olan Girit, stratejik ve jeopolitik konumu önemli bir coğrafyadır. Bu önemi onu tarih boyunca aktif bir coğrafya yapmıştır. Tarihi çeşitli devirlerinde, dönemin büyük güçleri Akdeniz'deki ekonomi-politik ve stratejik çıkarları dolayısıyla Girit'i ön planda tutmuşlardır. Girit bu önemini modern dönemlere kadar sürdürmüştür. Özellikle Akdeniz merkezli denge ve Avrupa uyumu için etkin bir konumda olan Girit, İngilizlerin Hindistan'da kurdukları sömürge yolu üzerinde stratejik bir önemi haizdir. Özellikle stratejik çatışmalarda gündemin önemli unsuru olmuştur. Osmanlı Devleti, özellikle 18. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaşadığı güç kaybı nedeniyle üstesinden gelmekte zorlandığı ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaya başlamıştır. Ortaya çıkan bu sorunlar hem istikrarsızlığın sonucu hem de nedeni olarak ortaya çıkmıştır. Bu durum, özellikle 19. Yüzyılın hemen başından itibaren çok daha görünür olmaya başlamıştır. 1804 yılında Sırp isyanıyla başlayan sorunlar zinciri 1821 Yunan İsyanı, 1830 Cezayir'in işgali 1831-1840 Mısır sorunu vd. devleti, yönetilmesi zor bir kriz dönemine sokmuştur. Bu sorunlardan biri ve başka bir sorunun sonucu olarak ortaya çıkan Girit Sorunu, 19. Yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren devleti ciddi müşkülata sokan ve ciddi bir kriz ortamına sürükleyen bir düzlemde seyretmiş, 1866- 1869 yılları arasında başlayan fiili isyan hali, Girit'i uluslararası bir sorun haline getirmiştir. 19. Yüzyılın ikinci yarısı ve özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'nden sonra İngiltere, Rusya ve Fransa gibi dönemin büyük güçleri, Osmanlı Devleti'ni, içinde bulunduğu kriz durumları nedeniyle zor durumda bırakacak yaklaşımlarını arttırmışlardır. Girit meselesi, bunun en önemli göstergelerinden biridir. Berlin Anlaşması'na konulan reform maddesi ve buna uygun çıkarılan Halepa Sözleşmesi Girit'te tansiyonu kısa süreliğine düşürmüş ancak kesin bir çözüm mümkün olmadığından Girit Meselesi güncelliğini korumuştur. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşından sonra imzalanan anlaşmayla belirsizlik yıllarından sonra 1913 yılında da elimizden çıkmasına kadar Girit'te kriz hali devam etmiştir. Girit'in içinde bulunduğu bu durum, başta devlet adamları olmak üzere birçok kesimin gündeminde yer almış ve bu duruma karşı çeşitli tepki, tespit, teklif ve tenkitler sergilenmiştir. Osmanlı kamuoyunda da güncelliğini kuruyan Girit meselesine dönemin gazetecileri, münevverleri, ideologları Girit kayıtsız kalmamışlar ve özellikle gazeteler aracığıyla seslerini yükseltmişlerdir. Bu konudaki en önemli örnek de Filibeli Ahmed Hilmi ve Hikmet Gazetesi'dir. Bizim bu çalışmamızda, Filibeli Ahmed Hilmi'nin Hikmet Gazetesi'nde yer alan yazıları vasıtasıyla o dönem aydının Osmanlı Devleti'ndeki sorunlara yaklaşım açılarını ortaya koyarak Girit'in bu noktada nasıl bir konumda olduğunu ele almakla birlikte Hikmet Gazetesi'nde Girit Meselesi'ne değinen diğer yazılar etrafında Hikmet Gazetesi'nin de Girit Meselesi'ne yaklaşımlarını ortaya koymaya çalışacağız.

Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Büyük Devler, Girit Meselesi, Hikmet Gazetesi, Filibeli Ahmed Hilmi



24 25
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:29

II. MEŞRUTİYET'İN İLK YILLARINDA TÜRK BASININDA
GİRİT DİPLOMASİSİ ÜZERİNE BAZI TESPİTLER


Doç. Dr. Cihan ÖZGÜN

Diplomasi, devletlerarası ilişkilerde barışın savaşa tercih edilmesiyle ortaya çıkan politik bir tercihtir. Bu nedenle bu tercih, uluslararası ilişkilerde ortaya çıkan sorunların savaşla değil, barışçıl yol ve planlarla çözülmesini hedefler. Osmanlı devletinde, Girit soruna ilişkin başlangıcından beri sürdürülmeye çalışılan diplomasi çabalarının Türk basınındaki yansımaları hayli önemli sonuçlar içermektedir. II. Meşrutiyet'in ilk yıllarında, bir başka ifadeyle Girit adasının Osmanlı hâkimiyetinden çıkmasından kısa bir süre önce, Türk basınında yer alan Girit'e ilişkin haberlerin satır aralarında diplomatik arayışlardan diplomatik endişelere, diplomatik önerilerden diplomatik beklentilere kadar bazı ayrıntılar tespit edilebilmektedir. Bu ayrıntılar, Girit meselesindeki güncel gelişmeler ya da olay anlatımları arasında, yer yer ve az olmasına rağmen, hayli önemli ipuçları sunmaktadır. Bu çalışma, Türk basınında yer alan Girit diplomasisine ilişkin haberlerin, bu haberlerde ortaya çıkan yaklaşımların, kullanılan dil ya da üslup gibi tercihlerin, Girit araştırmaları açısından önemini ortaya koymayı hedeflemektedir.

Anahtar Sözcükler: II. Meşrutiyet, Türk basını, diplomasi, Girit

GİRİT KÜLTÜRÜNE AMATÖRCE KATKILARIN ÖNEMİ

Hasan TUNTAŞ

Bu bildiride, aramızdan ayrılan Giritli büyüklerimize dair anıların ve yaşanmış öykülerin günümüze ulaşanlarının -eksikliklerine karşın- derlenmesinin; yazılı belgelerin, eski fotoğrafların, çeşitli objelerin -bin bir güçlükle de olsa- elde edilmesinin önemi vurgulanacaktır.

Bu bağlamda, elde edilen kazanımla duyulacak haz eşsiz olduğu kadar, bulguların tüm Giritlilerle paylaşılması da şüphesiz büyük önem arz etmektedir. Aynı zamanda amatör çalışmalar, akademik çalışmalara da dolaylı dolaysız katkı sağlamaktadır. Sivil toplum örgütlerinin düzenlediği -sempozyum gibi- her türlü bilimsel faaliyet, akademik çalışmaların sürdürmesini de kolaylaştırmaktadır.

Bu çalışmada, yukarıda belirtilen hususlar ile kendi çalışmalarımda izlediğim yollar ele alınacak, şahsi çabalarımın kısa özeti sunulacaktır.

Anahtar Sözcükler: Anı, yaşanmış öykü, amatör çalışmalar, sivil toplum örgütleri, Girit

26-27
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:31

ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA

Selma MORAY KIRANÇEŞME

Akdeniz coğrafyasında insanların bir yere bağlanması, kendini yaşadığı yerle özdeşleştirmesinin temelinde kökeninin bir köyden gelmesinin yattığı düşünüldüğünde mübadillerin özellikle ikinci kuşak mübadillerin özlemi olan köyümüz nerde, şimdiki adı nedir sorularına yanıt aramak mübadil derneklerinin görevi haline gelmiştir.

Bu amaçla, Osmanlı Dönemi Erkan-ı Harbiyye-i Umumiye Dairesinin (Şimdiki Genel Kurmay) 1891-1892 yılında röleve ve tanzim ettirdiği bir haritadan yararlanılarak köy ve kasaba isimleri üzerinde günümüz yerleşim yerleri ile karşılaştırmalı çalışmalar yapılmıştır. Köy ve kasabaların, harita üzerinde gösterilmesi, ayrıca haritada yer almayan yerleşim yerlerinin çeşitli kaynaklardan yararlanılarak bir araya getirilmesi, yaklaşık 1800 yerleşim yerinin ve 20 kazanın o günkü telaffuzları ve bugünkü yeni isimlerinin tespit edilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu bildiride, bu çalışma için kullanılan yöntemler üzerine durulacaktır.

Anahtar Sözcükler: Mübadele, mübadil, köy ve kasabalar, harita, Girit

GİRİT LEHÇESİNDE KULLANILMIŞ OLAN TÜRKÇE SÖZCÜKLER

Yüksel Taner GÜRPINARLI
Eski Girit dilinin Yunancadan ayrı bir dil olduğu kanısı kesinlik kazanmaktadır. Girit'e insan yerleşmesi Yunanlıların Girit'e gelmelerinden çok önce olmuştur. Eski Giritlice kesinlikle Yunancanın bir diyalekti (lehçesi) değildi. Yunanlılar ile sıkı ilişkiye girmeden önceki Girit halkının kendilerine özgü farklı bir dilinin bulunduğu, yazıtlarda bu dil ile yazılmış yazılardan da anlaşılmaktadır. 1976 yılında Yunan hükümetinin yaptığı bir kanun ile Yunanistan, kendi dillerine yerleşmiş olan yabancı sözcüklerin artık kullanılmasını yasakladı. Giritçede yerleşmiş Yunanca olmayan kelimelerin çokluğunu belirten eserler yazılmıştır.1830'lardan itibaren Girit'e gönderdiği öğretmenler ve papazlar da Giritlilerin dilini Yunancalaştırmaya çalışmışlardır. Bugün ise Yunanlar eski Girit dilindeki Yunanca olmayan sözcükleri standart Yunanca sözlüklerden ayırarak tamamen silmişlerdir. Knossos Sarayı'nın bir labirentinde bulunmuş olan bazı tabletlerin üzerine Yunan alfabesine benzememektedir.

Girit'in ilk sakinlerinden sonra, Dorlar, Araplar, Cenevizler Venedikliler ve Trablusgarp ve Bingazi'den gelip yerleşmiş olan Mağribiler adada oldukça karışık bir etnik toplum meydana getirmişlerdir. Girit'in Türkler tarafından fethinden sonra özellikle Türkçeden çok sayıda sözcük girmiştir. Türkçe ile birlikte Arapça ve Farsça kökenli sözcüklerin bir kısmı Türkçe aracılığıyla Girit diyalektiğine geçmiştir.

Girit'ten Türkiye'ye mübadele ile göç etmiş olan Girit Türklerinin, o tarihte konuştukları dil, Yunanca ile yakın ilişkili olmakla beraber Yunancanın bir diyalekti olarak sayılmakta zorlanacak derecede önemli ayrılıklar gösteren bir dildir. Giritlicenin Yunanca ile cümle yapısı her ne kadar aynı ise de arada çok sayıda farklı sözcüklerin bulunması nedeniyle bazı cümlelerin, saf Yunanca konuşan karşı tarafça anlaşılmakta zorlanıldığı da bir gerçektir. Osmanlı yönetiminin adada yeterli bir öğretim ve eğitim politikası uygulamaması nedeni ile toplum içerisinde konuşulan dil de Türkçe ikinci planda kalmış bunun yerine Giritlice hakim olmuştur.

1976'dan sonra, yabancı sözcüklerin Yunan dilinden çıkarılması ile Türkçeden geçmiş olan sözcükler de kullanılmamaya, unutulmaya başlamıştır. Bu sözcüklerin unutulmaması için çeşitli çalışmalar yapılmış, sözlükler hazırlanmıştır. Bu çalışmada Girit lehçesine ait yapılan eserler tanıtılacak ve Türkçe sözcüklerden örnekler verilecektir.

28 Anahtar Sözcükler: Dil, diyalekt, Yunanca, Giritlice, Girit 29
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:33

“ESKİ ANAKARA'YA YOLCULUK” HAKKINDA…

Ali Haydar ÇETİN

“Eski Anakara'ya Yolculuk”, Girit adasında Osmanlı egemenliğinin sonuna yaklaşıldığı dönemde adada çıkan olayları, iç çatışmaları ve bunun sonucunda orada ki Müslüman halkın Anadolu'ya zorunlu olarak göç ettirilişini konu alan bir belgesel filmdir. Filmin ana kahramanları bizzat bu göçe tanıklık etmiş kişilerin torunları ve torunlarının çocuklarıdır. Bu anlamda belgesel, yaşayan sözlü tarih geleneğine oldukça sağlam bağlarla bağlıdır. Tarihsel ve siyasi yönü çok ağır olan bu tür bir akademik konunun tanıklık eden halk tarafından sözlü geleneğe dayanarak ifade edilmesinin bu yaşanan olayların trajik yönünün anlaşılmasında etkili olacağı düşünülmüştür. O nedenle çalışmada böyle bir yol tercih edilmiştir.

Bu çalışmadaki amaç yaşanan toplumsal olayın insanların üzerinde yarattığı her türlü travmayı tüm yönleriyle anlatabilmekti. Hedef, insanların maddi ve manevi yaşadıkları acılar, orada ve Anadolu'da yaşadıkları kimlik sorunu ve dışlanmışlık, sonuç itibarıyla hiçbir yere ait olamayan bu halkın yaşadığı tüm sıkıntılara dokunabilmekti.

Film temel araştırma konuları olarak birkaç ana başlıkta ilerlemektedir:

· Girit adasında isyanlar başlamadan önceki genel durum
· İsyanların başlama sebepleri ve adanın sosyolojik yapısı
· İsyanlar sırasında yaşanan olaylar
· Mübadele kararı ve öncesinde yaşanan ilk Girit göçü
· Anadolu'ya gelen Giritli Müslümanların yerleştikleri yerler
· Yerleştirildikleri evlerin mimari özellikleri
· Anadolu'ya yerleştikten sonra ki geçim kaynakları, tarım ve hayvancılık faaliyetleri
· Burada yaşadıkları ait olma ve kimlik sorunu
· Girit'ten getirdikleri kültürel öğelerin günlük hayattaki görünümü
· Girit dili, düğünler ve Girit'ten getirdikleri çalgı, lira

Belgesel, bu başlıklar altında yapılan görüşmeler ve toplanılan yazılı basılı materyaller üzerinde yürümektedir. Halen Girit adasında yaşayan insanlar da röportajlara dahil edilmiştir. Bir diğer önem verilen özellik ise belgeselin ağırlıklı olarak Giritçe olmasıdır. Girit dilini konuşan son insanlarla yapılan röportajlar, aynı zamanda anlatılanların Türkçeye çevrilmesi, Giritçenin saklanıp belgelenmesi açısından çok önemli bir konudur. Tarihsel ve siyasi olayların toplumsal sonuçlarının öneminin anlaşılması, şüphesiz günümüz modern dünyasının olmazsa olmaz ödevlerinden biridir.

Anahtar Sözcükler: Sözlü gelenek, Eski Anakara'ya Yolculuk, belgesel, Giritçe

BİR KÖY, BİR MAHALLE, BİR AİLE:
1897-98'DE GİRİT KIRSALINDA YAŞANANLARI AİLE TARİHİ ÜZERİNDEN
İRDELEME GİRİŞİMİ


Neyyir BERKTAY

Osmanlı döneminde ve hemen ertesinde, 1898 göçünde ve 1923-24 mübadelesinde Girit'te yaşananlara ilişkin anlatılar genellikle büyük kentlere, Kandiya, Hanya ve Resmo'ya ve daha küçük oranda da diğer önemli yerleşimlere (örn. Yerapetra) odaklanmıştır. Öte yandan, dikkate değer bir Müslüman nüfusun Girit'in kırsalında, ya yalnızca Müslümanlardan oluşan ya da Müslümanlarla Hıristiyanların birlikte oturduğu köylerde yaşadığı ve kuzeydeki liman kentlerine 1897-98 ayaklanmaları sırasında sığındıkları bilinmekte ve konuyla ilgili kaynaklarda yer almaktadır.

Kavukakiler, Hıristiyanlarla önemli boyutta bir Müslüman nüfusun bir arada oturduğu Kandiya vilayetine bağlı Ano Viannos köyünde yaşıyorlardı. Tarihi Venedik döneminden de önceye giden Ano Viannos'a Osmanlı orduları, 17. yüzyılda gelmiştir. 1832 yılında köyde 90 Müslüman, 103 Hıristiyan aile vardı. 1881'de Müslüman nüfus 335, Hıristiyan nüfus ise 918'di. 19. yüzyılın ikinci yarısında Viannos sancağında yaklaşık 300.000 zeytin ağacı (aynı dönemde adadaki toplam zeytin ağacı sayısı 6.000.000 kadardı) ve 167 küçük zeytinyağı işliği vardı. Diğer bir önemli ürün olan keçiboynuzu, deniz kıyısındaki Keratokampos iskelesinden yüklenirdi.

Kaoukiler/Kavukiler/Kavukakiler köydeki âyandandı. Adlarını taşıyan bir mahalle ve bir çeşme vardı. Harman yerleri de bilinmektedir. Arif Ağa ile karısı Kamer'in dört oğlu ve iki kızı vardı. Kavukakiler, yerel Müslüman topluluğunun lideri olan Bedri Ağa'nın ailesi Bedderakiler ile akrabaydı. Kavukakilerin 1874 doğumlu büyük oğlu İlhami ile Bedri Ağa'nın 1875 doğumlu büyük torunu Rauf, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki yerel çatışmalarda aktif bir rol oynadılar. Dikkat çekici bir nokta, bu çatışmaların Ano Viannos'ta yer almamasıdır.

1896-1898 ayaklanmalarında her iki aile, en az bir diğer aileyle, Reşidakilerle (ki bu aileyle evlilik bağı ya kurulmuştu ya da ileriki yıllarda kurulacaktı) birlikte köyden kaçtılar. (Muhtemelen topraklarını elden çıkarma fırsatları olmamıştı; nitekim sonraki yıllarda, ailenin bir mensubu, sonraki kuşaktan bir küçük çocukla birlikte, mallarına ne olduğunu öğrenmek ve mümkünse bir şeyler kurtarmak için Viannos'a gitme girişiminde bulunacak, ancak İzmir'e eli boş ve İzmir'in müstakbel Yunan valisi Stergiadis'in yardımıyla dönebilecekti.) Bu kaçışın, Büyük Devletler'in Girit'e koyduğu ambargoyu uygulamak için savaş gemilerinin kıyılarda devriye gezmeye başladığı Mart 1897'den sonra gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Önce Kandiya'ya kaçtılar ve ailenin 'şehirli kanadı'nın yardımıyla kente yerleştiler. Istiya'daki Müslümanların yardımına koşmak için nizami birliklerle beraber Fuad adlı Osmanlı savaş gemisine binen başıbozukların arasında en azından İlhami ve muhtemelen Rauf da vardı. Her iki genç de 1898 Kandiya olaylarına karıştı. Bu olaylarda rolü olduğu düşünenlere karşı sert adımlar atılınca İlhami bir tekneye atlayıp kaçtı, üç ailenin diğer mensupları sonradan onu izleyecekti.

Her üç ailenin çoğu mensubu İzmir'e yerleşti ve yeni ortama, dile, âdetlere uyum sağlamaya çalıştı. Kimisi çok genç yaşta öldü, kimisi tekrar tekrar iflas etti, İzmir'e Yunan kuvvetlerinin girmesiyle içerilere kaçtılar. O çalkantılı dönemlerde evlenmemiş kızların çeyizlerini satarak ve birbirlerine destek olarak hayata tutunmaya çalıştılar.

Anahtar Sözcükler: 1898 göçü, Girit kırsalı, İzmir, Kavukaki Ailesi



30 31
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:35

BODRUM DENİZCİLİĞİ VE TEKNE YAPIMCILIĞINDA GİRİTLİ
GÖÇMENLERİN ROLÜ


Timuçin BİNDER

1897 tarihinden itibaren Girit'ten Osmanlı'nın çeşitli yerlerine göç ederek yerleşmeye başlayan Müslüman Giritlilerin büyük kısmı (1923-24 Mübadelesi de dâhil) karaya bağlı insanlardı; geçimlerini ya kentlerde ya da köylerde sürdürdükleri kara kökenli faaliyetlerle sağlıyorlardı. Girit için denizcilik çağlar boyunca önemli bir faaliyet olmuşsa da, Müslüman Giritliler arasında denizciler azınlıktaydılar. 19. yüzyılın ortasında Girit'i ziyaret etmiş bir İngiliz amiralinin anılarından Girit'te sadece denizcilikle uğraşan bir tane Müslüman yerleşiminin olduğunu öğreniyoruz. Bu da Spinalonga veya yerlilerinin deyişiyle İspirlonga Adası'dır. Elbette Girit'in başka yerlerinde de denizcilikle uğraşan Müslümanlar vardır ama sadece Müslüman denizcilerden ibaret tek bir yerleşim bulunmaktadır. İspirlongalılar da savaşlardan ve göçlerden etkilenerek ilk önce Osmanlı İmparatorluğu'na ve ardından da yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'ne göç ederler. Bunların arasında ne kadarının mesleklerini bıraktıklarını bilemiyoruz. Ama önemli bir kısmının Bodrum'a geldiğini ya da Bodrum'a yerleşmiş Giritli göçmenler arasında İspirlongalıların yüksek oranda temsil edildiklerini biliyoruz. Girit'te sadece denizcilikleriyle değil, aynı zamanda deniz ticaretiyle de uğraşan bir topluluk olarak tanınmış İspirlongalılar, savaş ve göçlerin getirdikleri tüm yıkım ve zorluklara rağmen Bodrum'da da kısa sürede çeşitli denizcilik faaliyetlerine girişirler. Bunların aralarında deniz nakliyatı ve süngercilik başta gelen faaliyetlerdir. İlk başta bunlar genelde kendi temel geçimlerini sağlamakla sınırlı kalmışsa da, zaman içinde Bodrum, bu başlangıç ve Giritlilerin katılımı sayesinde dünyanın en önemli deniz turizmi ve tekne yapım merkezlerinden biri olmuştur. İspirlongalılar elbette tek başlarına değildir bu süreç sırasında; Girit'in diğer bölgelerinden denizciler ile Bodrum'un sayıları nispeten az da olsa yerli denizcileri de vardır. Ama önemli sayıda İspirlongalının bir topluluk olarak Bodrum'a yerleşmiş olması, Girit'te var olmuş bir deniz kültürünün fazla bozulmadan buraya taşınmasını sağlamıştır. Hatta Bodrum'a yerleşen Giritliler bu kültürü daha da ileri taşımış ve pek fazla deneyimlerinin olmadığı tekne yapımcılığına da girip sonunda bu alanda da dünya çapında bir yere ulaşmışlardır.

Bu çalışma bu sürecin öyküsüdür. Her ne kadar burada İspirnalongalıların kilit rolü yadsınamazsa da, bu sunum onların öyküsü değil, Bodrum'un, deniz turizminde ve tekne yapımcılığında ilk önce Türkiye ardından da dünyada son derece önemli bir merkeze dönüşmesinin ardındaki en önemli itici güç olarak Giritlilerin rolünün öyküsü olacaktır.

Anahtar Sözcükler: Göç, Spinalonga, denizcilik, Girit, Bodrum

33
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:37

MÜBADİL FOTOĞRAFHANE HAMZA RÜSTEM FOTOĞRAFHANESİ

Mert RÜSTEM

Bir zamanlar Osmanlı toprakları olan Girit'te ilk kez Müslümanlarca kurulduğu bilinen Hamza Rüstem Fotoğrafhanesi, mübadele ile geldiği İzmir'de hala çalışma hayatına devam etmektedir. Hamza Rüstem (1872-1971) Girit'te doğmuş ve İstanbul'daki eğitim hayatının ardından 1896'da Girit-Kandiye'de fotoğrafçılık kariyerine başlamış, Bahaettin Rahmi Bediz'den fotoğrafçılığın tüm detaylarını öğrenmiştir. Bediz, 1909'da İstanbul'a gitmeye karar verdiğinde, fotoğraf stüdyosunu yanında çalışan Hamza Rüstem'e tüm ekipmanıyla birlikte devretmiştir. Hamza Rüstem, fotoğrafhanenin sahibi ve çalışanı olarak oldukça başarılı bir kariyere sahip olmuş, ancak mübadele nedeniyle İzmir'e göçmek zorunda kalmıştır. Hamza Rüstem ev eşyalarının yanı sıra çalışanları ile birlikte stüdyo malzemelerini hazırlamış, mübadil olarak 1925'de yola çıkmıştır. Böylece 19. yüzyılda Girit'te kurulan fotoğrafhane, 20. yüzyılda yaşanan savaşlar ve anlaşmalar sonucu İzmir'e gelmiştir.

Bu bildiri de Hamza Rüstem Fotoğrafhanesi'nin kuruluşu, bu fotoğrafhane ile özdeşleşen Rüstem Ailesinin öyküsü, mübadele kararıyla birlikte fotoğrafhanenin çalışanlarının ve dolayısıyla malzemelerinin İzmir'e gelip yeniden faaliyete geçmesi, ailenin ve çalışanların uyum sorunu, İzmirli Giritli olmaları gibi yaşanmış olaylar üzerinden anlatılmaktadır. Bu bağlamda, mübadil fotoğrafhanenin hikayesi, Hamza Rüstem ve çalışanları tarafından çekilen, o dönemleri yansıtan ve birer belge niteliği taşıyan fotoğraflarla aktarılması amaçlanmıştır.

Anahtar Sözcükler: Mübadele, Girit, Hamza Rüstem Fotoğrafhanesi, İzmir

LOZAN MÜBADİLLERİ VAKFININ
GİRİT KÜLTÜRÜ VE GİRİTLİLER ÜZERİNE YAPTIĞI ÇALIŞMALAR


Sefer GÜVENÇ & Atanaisos TSİMBİS

Lozan Mübadilleri Vakfı 2001 yılında kurulmuştur. Vakfın amacı; Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti ile Yunan hükümeti arasında 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan'da imzalanan “Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi” kapsamına giren mübadillerin, kültür, sanat ve folklorik değerlerini korumak ve yaşatmak, yakın tarihimizi ve mübadeleyi bilimsel olarak araştırmak, belgelemek, Mübadillerin geride bıraktıkları insanlık mirası olan kültür varlıklarının korunması için çaba göstermek, Türkiye ve Yunanistan halkları arasındaki dostluk, sevgi ve işbirliğini geliştirmek ve barış kültürünün yerleşmesi için çaba göstermektir.

Lozan Mübadilleri Vakfı ana senedindeki (tüzüğündeki) amaçlar doğrultusunda Giritliler ve Girit kültürü üzerine çeşitli çalışmalar gerçekleştirmiştir.

2004-2005 yılları arasında “Mübadeleden Kalan Mimari Mirasın Korunması için Yerel Bilincin Geliştirilmesi” adlı proje kapsamında Girit'in Resmo, Hanya ve Kandiye şehirlerinde bir hafta süren sempozyumlar ve atölye çalışmaları gerçekleştirmiştir. “Belleklerdeki Güzellik: Mübadele Türküleri” projesi kapsamında Girit kökenlilerin belleklerinde getirdikleri şarkı, türkü, ninni ve maniler derlenmiştir. Ayrıca, Girit ve Giritlilerle ilgili yapılan çalışmalar kitap olarak yayımlanmıştır. Girit ve Giritlilerle ilgili LMV yayınlarından çıkan kitaplar şunlardır: İngilizce olarak yayımlanan “Common Cultural Heritage”, “Belleklerdeki Güzellik: Girit Manileri”, “Belleklerdeki Güzellik: Mübadele Türküleri”, Prof. Dr. Hakkı Bilgehan Hocamızın çevirdiği “Erotokritos” destanı,
A. Nükhet Adıyeke ve Nuri Adıyeke'nin hazırladığı “Girit Nikah Defteri (1916-1921) ve Girit'teki Aile Adları”, Hanya Noteri Konstantinos G. Fournarakis'in 1929 yılında yazdığı, Tanaş Çimbis'in Türkçeye çevirdiği “Giritli Türkler/TourkoKrites”.

Vakıf merkezinde her ay düzenlenen Mübadele Söyleşilerinde Giritliler ve Girit Kültürü üzerine yapılan sunumları içeren söyleşi kitaplarının 5. Yayına hazırlanıyor. Sunumumuzda vakfın Girit Kültürü ve Giritliler üzerine yaptığı çalışmalar paylaşılacaktır.

Anahtar Sözcükler: Mübadele, Lozan Mübadilleri Vakfı, Girit,












34 35
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Kullanıcı avatarı
eyuphuseyin
Site Admin
Mesajlar: 6457
Kayıt: 05 Haz 2019, 22:41
Konum: İstanbul
Teşekkür etti: 1098 kez
Teşekkür edildi: 27 kez
İletişim:

Re: TÜRKİYE'DE GİRİT ARAŞTIRMALARI II.BİLDİRİ ÖZETLERİ

Mesaj gönderen eyuphuseyin » 19 May 2020, 14:38

ANADOLU'DA GİRİT KÜLTÜRÜNÜN GELİŞMESİ:
MERSİN VE ÇEVRESİ ÖRNEĞİ


Hüseyin Cahit ARSEVEN

İkinci kuşak “mübadil”, üçüncü kuşak “sultanî” göçmeni Giritli bir ailenin ferdi olarak, kültürümüzün en güzel örnekleriyle dolu bir yaşama tanıklık ettim.

Anadolu'daki Giritli kültürünü kayıt altına almak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak Giritliler Federasyonu'nun, derneklerimizin ve elbette bizlerin en büyük amacımız olmalıdır.

Bu bildiride, Mersin ve Adana'da bulunan ve birbirleriyle akraba olan Hebilli, Turunçlu, Reşadiye ve Mersin İhsaniye, Melemez köylerinde ve mahallelerinde yaşanan Giritli kültürüne dair aktarımlar gerçekleşecektir.

Anahtar Sözcükler: Kültür, Girit, dernek, federasyon, Giritli, Mersin

GÖÇ ARAŞTIRMALARINA BİR YENİ METODOLOJİK YAKLAŞIM:
ETNOTARİH VE KUŞADASI'NDAKİ GİRİTLİLER

Doç. Dr. Tuncay Ercan SEPETCİOĞLU

Etnotarih, yazılı tarihi olmayan ya da tarihleri eksik yazılan, ya da yazılanlarda çelişkiler bulunan ya da -içeriden veya dışarıdan olmak üzere- tek bir kaynağa dayalı yazılı tarihe sahip toplumların, toplulukların, sınıfların, ailelerin ve başka her türlü grubun siyasî, ekonomik ve/veya askerî her türlü erkin yazdığı tarihte nasıl yer aldıklarını ve haklarında tutulan her türlü resmî ve özel kayıtta nasıl tarif edildiklerini irdelemenin yanı sıra bir de içeriden yazılı ve sözlü veriler vasıtasıyla tarih yazma eğilimi gösteren disiplinlerarası bir yaklaşımdır. Etnotarih, eski dünyadan ve eski dünyanın çeperinden uzaktaki ilkel topluluklara, yazılı kültürden ziyade sözlü kültürlere, eski sömürgelere daha çok yatkınlık gösterse de modern ve postmodern çağın yeni sınıflarına, azınlıklara ve göçmenlere de ilgi duyar. Bu bakımdan, “yeni/eski” göçmenler ve onların tarihlerini ve geçmiş algısını ortaya dökme açısından uygun bir metodolojik yaklaşımdır.

Bu bildiride, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde 2011 yılında tamamladığım “Girit'ten Anadolu'ya Gelen Göçmen Bir Topluluğun Etnotarihsel Analizi: Davutlar Örneği” adlı doktora tez çalışmamın metodolojisine, kaynaklarına, çalışma esnasında ve sonrasında karşılaşılan güçlüklere, ulaşılan sonuçlara ve Girit araştırmaları açısından önemine ve etnotarihsel yaklaşımın göç araştırmaları için neler ifade ettiğine değinilecektir. Çalışmamın yayınlanmasını takiben araştırmam kapsamında hangi kaynak ve verilerin artık erişilebilir olduğuna ve Girit göçmenlerine dair hangi konu başlıklarının ileriki çalışmalarda hayata geçirilebileceğine yönelik aktarımlar gerçekleşecektir.

Anahtar Kelimeler: Göç, göçmen, kimlik, etnotarih, Girit, Kuşadası
Ma ida thelis na su ğo,oste va zis çe nase
Se hrisoprasina dendra,na thetis na kimase.

Sana ne dememi istersin,yaşayıp var olman için
Altın yeşili ağaçların altında,yatıp uyuman için

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir